bir başınalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bir başınalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ekim 2025 Salı

Kimdim Ben Bu Kadar Kırılmadan Önce?..

 


Bazen etrafıma bakıyorum ve sanki dünya ikiye bölünmüş gibi geliyor. 
Bir yanda, imkânı olmayanların sessiz kabullenişleri… Kaderine razı, beklentileri küçük, hayatın çizdiği sınırlarla yetinenler.  
Diğer yanda ise, önüne her fırsat serilmiş, imkân yağmurunda yürüyen ve bunun konforuyla hayatını sürdürenler. 
Ve ben… hiçbirine ait değilim. Sanki ikisinin arasında, adı konmamış bir üçüncü yer var; orası benim. İmkanı olmayan ama imkansızlığı da kabullenmeyen. Kendi imkanını yaratan. Bir umutla buna sarılan ve hayatını gerçeklerinin ötesine taşımaya çalışan.. ve vazgeçmeyi bilmeyen. 
Hiç olmadım o, elindekilere güvenip sırtını dayayabilen kişi. Bu arada kalmışlık, bu sıkışmışlık… içten içe yordu da yordu üstelik beni.

Belki de o zamanlar hâlâ inanıyordum.
Ama şimdi…

İçimde bir şeyler sessizce kırıldı. 
Her düşüşte kendi elimden tutmaktan, her yarayı kendim sarmaktan, her gece yeniden toparlanmaktan yoruldum. Düşmekten değil, kalkarken kimsenin orada olmamasından kırıldım ben.

Ve bazen kendime bakıyorum: 
Kimdim ben, bu kadar kırılmadan önce?
Gözümde bu kadar yaş birikmeden, sesim bu kadar kısılmadan, kalbim bu kadar temkinli atmadan önce kimdim?..  

Güçlü olmayı kendi tercihim sanırdım eskiden.
Şimdi biliyorum; güçlü olmak, kimsenin tutmadığı ellerin zorunluluğuymuş.
Dirayet, çaresizliğin kılığıymış.
Ve ben, “dayanmak” kelimesinin içinde yavaş yavaş eriyormuşum.

İçimde bir ses var 
Bazen suskun, bazen öfkeli, bazen yumuşak, bazen kesik, bazense kısık.
Diyor ki:
“Devam et, çünkü durursan unutulursun.”
Ama bir başka ses fısıldıyor ardından:
“Daha kaç kere kalkacaksın? Daha kaç kere kimse bilmeden taşıyacaksın bu yükü?”
Ve ben, o iki sesin arasında savrulup duruyorum.
Ne bırakabiliyorum ne tutunabiliyorum.
Ne tamamen umut edebiliyorum ne de vazgeçebiliyorum.

Kimdim ben bu kadar kırılmadan önce?
Belki daha cesur, daha saf, daha umutlu biriydim.
Ya da belki hiçbir zaman öyle değildim de; öyle sanıyordum.
Yine de içimde bir yer, hâlâ kabullenmiyor tükenmişliği. 
Belki bu, safça bir inat.
Belki tarifsiz bir direnç.
Belki de sadece… hâlâ bir şeylerin mümkün olabileceğine dair o küçük ihtimal.

Olabilirite..

Çünkü evet… insan bazen güçlü olduğu için değil, güçlü olmaktan başka çare bilmediği için devam ediyor.
Ve o “devam etme” hâlinin içinde, hâlâ bir umut kırıntısı var.

Kırılmış ama kopmamış bir bağ, umuda dair.
Ve belki de ben, tam oradayım. 
Kırılmışlığın ortasında, hâlâ kim olduğumu hatırlamaya çalıştığım yerde.
Kimdim ben bu kadar kırılmadan önce?..

Eski beni nerede, 
ve nasıl kaybettiğimi hatırlamıyorum
sadece bir akşam vakti,
balkon serinliğinde otururken, geldiğim tüm yolların bana ne kadar uzak olduğunu gördüm.

Bana dünyanın en acı şeyini sorsalar,
Aklıma ilk gelen, çektiğim yalnızlık ve çaresizlik hissi olurdu.
Dünya üzerinde, bir başına olmaktan daha büyük bir acı olamazdı..
kimdim ben bu kadar kırılmadan önce?!.






21 Temmuz 2025 Pazartesi

Kütüphane Günlüklerinden Geriye..

 Kütüphanedeyim,

Bir aydır sabah 8' den akşam 8' e kadar buradayım ve yökdil sınavına hazırlanmaktayım. Aynı zamanda gözlemlemekteyim. Mesleki deformasyon olsa gerek:) 

Herkes çalışıyor, hep bir şeyler için çabalıyor. İlk geldiğim sıralar YKS 2025 öğrencileri her yerdelerdi ve harıl harıl çalışıyorlardı (güya) 1 saat çalışmaya 1 saat zevzeklik molası vermeleri beni hiç ilgilendirmez zira;) Sonra onlar gitti yerini öğretmenlik mezunu AGS'ciler aldılar. Onlar daha hırslı daha bir gayretlilerdi. Rakibim olmadıkları için şanslı hissediyordum zira beni çiğ çiğ yerlerdi. O kadar ki kafayı yemişcesine çalışanlar vardı. Ürkütücüydü. Bir ags kurbanı da liseden dostum Bilge'ydi. sınavına 1 hafta kala burada bana eşlik etti. 2021' de YKS' ye birlikte hazırlanmıştık ve 2025' te bambaşka sınavlarımız da olsa yine birlikte çalışıyor birbirimizi motive etmeye çaba sarf ediyorduk. Keyifli bir haftaydı. Tatlıydı, anlamlıydı.. Ama sonra AGS sınavı oldu bitti ve Bilge de gitti. AGS' ciler de. Şimdi yine YKS tayfası geldi. 2026 YKS' ye hazırlananlar. Hayatın toy çocukları. Savrulup bu yola düşenleri. Onların yerinde olmayı isterken bir anda gözümün korktuğunu bilseler ne düşünürlerdi acaba?.. Onların yerinde onlarla olmak isterdim, neyi nasıl yapacaklarını söyleyen, bu yollardan geçmiş binlerce insan var. Yol arkadaşları var. Destekçileri var. Hedefleri ve hayalleri var. En çok da kırılmamış taze umutları var.. 

Çalışma kitaplarına baktığımda türkçe, geometri, paragraf vs görmek çok rahatlatıcı.. Çerez yemek hissi uyandırıyorlar o kitaplar bende. Çok iyi olduğumdan değil ama en azından 10 sorunun 7' sinin zaten çözülebilir olmasından. İnsanın ümidini tazelediğinden, motivasyonunu beslediğinden. Ben öğrendiğim konudan 1 soru çözebilmek için 10 denemeyi gözden geçiriyorum.. Acınası bi haldeyim mi ne? yo yoo yine de onların yerinde olmak istemezdim. Üniversiteye geçmenin bir kurtuluş olduğunu sanmak, kendimi kandırmak istemezdim. Sonra gerçekler nar dalından vurulmuşum gibi hissettirsin istemezdim. Umutlarım tekrar tekrar kırılsın istemezdim. Motivasyon kaynaklarımın tükendiğini ve hatta beni de tükettiğini görmek istemezdim. 

Misal benim çocuğum liseden sonra okumaya devam etmek isterse, çok güçlü gerekçeleri amaçları idealleri olmasını beklerim ben ondan. Her düştüğünde, zaman zaman yıkıldığında tekrar denemesi için yoluna devam edebilmesi için canla başla sarıldığı bir ideali olmalı, bir hayali olmalı, yoksa yol yürünmeye değer değil bilsin isterim. 18 yaşında bi çocuğun böylesi ideallerinin olması da pek mümkün görünmüyo, ideallerini keşfettiğinde üniversite okumasını isterim. Yanımda bi kız paragraf çözüyomuş ve klavyeyle verdiğim savaş onun dikkatini dağıtıyormuş, öyleyse ben de klavyeyle usulca didişirim kavga etmek yerine;) Teşekkürler paragraf çözen kız, bana usulca yazmayı hatırlattığın için.Yazarken kendimi fazla kaptırdığım doğrudur:))

Rabbime şükürler olsun yazmak nimetini bize sunduğu için. Çünkü bu garibim bazı şeyleri yalnızca yazarak çözebiliyo, farklındalıklarım dahi yazmadan anlayamayacağım düzeyde olabiliyor. Issız bir sokaktaki sokak lambası adeta yazmak benim için. Tuş takımıyla seksek oynamak gibi eğlenceli ve heyecanlı da aynı zamanda:) 

Ne diyoduk? Kütüphanenin akışında dipte sürünen taş gibi hissediyo oluşumdan bahsediyoduk sanki, evet öyle. Neyseki bugün son günüm burada. Yarın ablalarım ve veletleri gelecek, curcuna olacağız, en sevdiğim en sevdiğim:)) Sınavıma da şunun şurasında 5 gün kaldı zaten, sonrasında hayatta uğramam bu bir şeyler için sabah akşam masa başında çabalayanların dünyasına. Yani umarım uğramak zorunda kalmam bir süreliğine. Tekrar bu mecraya geldiğimde ve yine dil çalışmam gerektiğindeise yurt dışında dilin önemini öğrenmiş ve benim için kıymetini yükseklere taşımış olurum ve heyecanla, hevesle çalışırım diye düşünüyorum. 

Velhasıl, yine de çok iyi ilerledin be Şeyma. Bir başına düşsen de kalksan da kendi kendineydin. Yine de yılmadın, dayandın. Bu çalışmaların arasına bir tutam Ankara ve Adana da ekledin üstelik. Sosyalliğini dibine kadar besledin, yeni insanlarla tanışıp biraz da onlara güleryüzünü yansıttın. 3 güne 5 ağlama faslı da sığdırdın, bir çorba molası da, sevdiklerinin mezuniyetinde bulunma anısı da.. Çokça anlamlı günlerdi ve sen yine sana yakışanı yaptın büyük oranda.. Helal valla:))

Zorlukların seni yıldırmayıp yalnızca başka kapılar aralama cesaretini tetikliyor oluşunu izliyorum buradan. Bazı yenilgilerin dahi başarmannın önünde engel olamayışını tadıyorum ve koccaman tebessümümle bu satırlara veda ediyorum.

Hoşça bak zaatına:)))

12 Temmuz 2025 Cumartesi

ÇIKMAZLARIN SOKAĞI..


 artık şekersiz içmeye başladım kahveyi, çok düşünüp az konuşuyorum babam gibi..

Yorgunum ve yine kırgınlıklarım üstüme üstüme geliyo. Asla bırakamayışlarım mesla, pes etmeyi bilmeyişlerim.. Bi şekilde her daim devam edişlerim. Yoruyosun be Şeymaa.. Bi dur, bi soluklanalım, bi diz çöküp ağlayalım..

Sabah 5 te uyandım 8 olmadansa kütüphanedeydim. bilinçli olmuyo bu, isteyerek de değil. yalnızca oluyo. Birden uyanıyorum birdn hazırlanıyorum birden yollara düşüyorum birden masa başında çalışırken buluyorum kendimi..

Genç olmakta zorlanıyo yaşlı ruhum. yetişemiyorum peşim sıra. Hep bi nefes nefese ne oluyo bitiyo takip edemiyorum. Sürekli bir şeyleri unutuyorum, o kadar çok şey var ki çünkü.. hangi birine yetişeyim. Bana özgü bişi değil biliyorum, hayat bu. Tam olarak koşuşturmak, yetişememek, yetiştiklerindeyse nefes nefese olmak ve hiçbişi anlamamak döngüsünde gelip geçiyo ve bazen mızıklıyorum ben. Bi dakka yaa ben böyle oynamak istemiyorum diyorum. Arada geliyo bu his, arada vızırdıyorum arada ağlayıp zırlıyorum ama bi şekilde devam ediyorum. 

Ne tuhaf devam etmek istemediğim, pes etmenin soluğunu yüreğimde duyduğum ne çok gün geçti. Geriye sadece koşuşturmalar ve vızırdamalar kaldı. Pes etme gücüm bile yitip gitti. Bulan varsa o gücü, benimle de paylaşabilir mi acaba?..

Buraya bunları konuşmaya gelmemiştim aslında, neler başardığımı kendime hatırlatıp biraz motive olurum, çalışmaya dönerim diye düşünmüştüm. Evet şimdi kesin kendimle gururumu paylaşır ve motive olurum kesin(!). Kesmek demişken, içimden bi ses arada şöyle diyo: 

-KES BE ŞEYMA, YETER KES ARTIK ÜMİDİNİN SESİNİ, Bİ DAMARI OLSA, Bİ TELİ YA DA. BEN KESCEM AMA BULAMIYORUM SENDE ŞU BİTMEK TÜKENMEK BİLMEYEN İYİMSERLİĞİN KÖKÜNÜ. KOPARMAYI ARZULUYORUM ÇOK ÇOK DERİNLERİMDEN. UMUDUN YÜKÜ ÇOK AĞIR, KAMBUR OLDUM ARTIK. TAŞIMAK İSTEMİYORUM BU YÜKÜ..

+NAPABİLİRİM BAĞIMLILIK.. O OLMAZSA YAŞAYAMAM Kİ BÖYLE Bİ DÜNYADA..

- NASIL YANİ, SEN YAŞAYABİLDİĞİNİ Mİ SANIYOSUN BU HALDE?

+ SEN YAŞAYABİLECEĞİNİ SANIYOSUN GALİBA UMUDUN OLMADIĞINDA, OYSA ÖLMEDİYSEM HENÜZ UMUDUMUN YAŞAYIŞINDANDIR. O TÜKENİRSE BEN DE BİTERİM.  ÖTESİ YOK. 

(Böylesi çıkmazlarda bildiğim tek yol: İŞE YARAR OLMAK. Kendim için değilse de başkaları için iyi ki var olabilirim böylece, o yüzden şimdi gidip Filistin için video editleyeceğim..)

18 Ağustos 2024 Pazar


 Yine ben.

Bi başımayım. Yalnız hissetmekten bahsetmiyorum. Ciddi ciddi bi başımayım.. Bi başıma olmak da değil sıkıntı; ama evimi özledim ben.. Babamı özledim, Asaf'ı özledim, annemi özledim..

Atışmalarımızı, bakışmalarımızı..

Termostaki suyu yenileme mevzularımızı 

Balkonda bıraktıklarımızın kavgasını özledim.

'Pilavı da sen yap!' çekişmelerimizi, 

'Nane hani? gelmemiş' akşamlarımızı..

Ben ailemi özledim..

Mutmainistan

“MUTMAİNİSTAN” Neresi mi Mutmainistan? Bir ülke değil. Bir durak da değil. Bir varış noktası hiç değil. Mutmainistan, insanın kendin...