Kainat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kainat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Temmuz 2025 Cumartesi

ÇIKMAZLARIN SOKAĞI..


 artık şekersiz içmeye başladım kahveyi, çok düşünüp az konuşuyorum babam gibi..

Yorgunum ve yine kırgınlıklarım üstüme üstüme geliyo. Asla bırakamayışlarım mesla, pes etmeyi bilmeyişlerim.. Bi şekilde her daim devam edişlerim. Yoruyosun be Şeymaa.. Bi dur, bi soluklanalım, bi diz çöküp ağlayalım..

Sabah 5 te uyandım 8 olmadansa kütüphanedeydim. bilinçli olmuyo bu, isteyerek de değil. yalnızca oluyo. Birden uyanıyorum birdn hazırlanıyorum birden yollara düşüyorum birden masa başında çalışırken buluyorum kendimi..

Genç olmakta zorlanıyo yaşlı ruhum. yetişemiyorum peşim sıra. Hep bi nefes nefese ne oluyo bitiyo takip edemiyorum. Sürekli bir şeyleri unutuyorum, o kadar çok şey var ki çünkü.. hangi birine yetişeyim. Bana özgü bişi değil biliyorum, hayat bu. Tam olarak koşuşturmak, yetişememek, yetiştiklerindeyse nefes nefese olmak ve hiçbişi anlamamak döngüsünde gelip geçiyo ve bazen mızıklıyorum ben. Bi dakka yaa ben böyle oynamak istemiyorum diyorum. Arada geliyo bu his, arada vızırdıyorum arada ağlayıp zırlıyorum ama bi şekilde devam ediyorum. 

Ne tuhaf devam etmek istemediğim, pes etmenin soluğunu yüreğimde duyduğum ne çok gün geçti. Geriye sadece koşuşturmalar ve vızırdamalar kaldı. Pes etme gücüm bile yitip gitti. Bulan varsa o gücü, benimle de paylaşabilir mi acaba?..

Buraya bunları konuşmaya gelmemiştim aslında, neler başardığımı kendime hatırlatıp biraz motive olurum, çalışmaya dönerim diye düşünmüştüm. Evet şimdi kesin kendimle gururumu paylaşır ve motive olurum kesin(!). Kesmek demişken, içimden bi ses arada şöyle diyo: 

-KES BE ŞEYMA, YETER KES ARTIK ÜMİDİNİN SESİNİ, Bİ DAMARI OLSA, Bİ TELİ YA DA. BEN KESCEM AMA BULAMIYORUM SENDE ŞU BİTMEK TÜKENMEK BİLMEYEN İYİMSERLİĞİN KÖKÜNÜ. KOPARMAYI ARZULUYORUM ÇOK ÇOK DERİNLERİMDEN. UMUDUN YÜKÜ ÇOK AĞIR, KAMBUR OLDUM ARTIK. TAŞIMAK İSTEMİYORUM BU YÜKÜ..

+NAPABİLİRİM BAĞIMLILIK.. O OLMAZSA YAŞAYAMAM Kİ BÖYLE Bİ DÜNYADA..

- NASIL YANİ, SEN YAŞAYABİLDİĞİNİ Mİ SANIYOSUN BU HALDE?

+ SEN YAŞAYABİLECEĞİNİ SANIYOSUN GALİBA UMUDUN OLMADIĞINDA, OYSA ÖLMEDİYSEM HENÜZ UMUDUMUN YAŞAYIŞINDANDIR. O TÜKENİRSE BEN DE BİTERİM.  ÖTESİ YOK. 

(Böylesi çıkmazlarda bildiğim tek yol: İŞE YARAR OLMAK. Kendim için değilse de başkaları için iyi ki var olabilirim böylece, o yüzden şimdi gidip Filistin için video editleyeceğim..)

6 Mart 2024 Çarşamba

KAİNAT ORKESTRASINA KULAK VERMEK

 



KAİNAT ORKESTRASINA KULAK VERMEK

Xt+1 = kxt (1-xt)

 Yukarıda gördüğünüz denklem çözümü dünyanın en zor denklemlerinden olan kaos teorisine ait. Fakat öyle bir denklem daha var ki çözümüne ömür yetmeyecek türden. O denklemin adı Yaşam. Yaşam denkleminin içinde birçok değişken var ve bunlardan biri insan bir diğeri de doğa. Çıkıtısı ise varoluş.  Araştırmalara göre henüz kimse tam manasıyla çıktıya ulaşamamış. Kierkegard’ın ‘varoluş asla açıklanamaz’ demesi de bunu destekler niteliktedir. Anlayacağınız bir ömür değil ömürler yetememiş bu denklemi çözmeye. Kim bilir daha da ne ömürler yetemeyecek tam anlamıyla çözümlemeye. Yine de merak etmeyin, insan tarafından çözülemese de bu denklem, takır takır işlemekte evrende.

 Denklemimiz kaos denkleminden çok daha karmaşık olsa da bu denklem üzerinden ifade edecek olsam k=insan x=doğa derdim. Çünkü Marx’ın dediği gibi ‘doğa insanın inorganik bedenidir, bizzat insanın kendisinden başkası doğadır ve insan doğada yaşar, o halde insan doğanın bir parçası olduğu için kendi kendisi ile bağlantılıdır’. Yine Marx'a göre, 19.yy kapitalizminin zorunlu bir sonucu olarak ortaya çıkan doğa-insan bölünmesi, metabolizmada ‘onarılamaz bir yarılma’ yaratmıştır.

 Kodlarımız bu, koda aykırı davrandıkça denklem çözülemez hal almaya, daha da kompleksleşmeye devam edecek. Yarık büyüyecek.

Şöyle düşünelim, kendimizi doğadan ayrıştırmaya çalıştıkça sadeleştirme yapıyoruz, ama işlemin sonucunda eksilen, bölünen, çözümlenemeyen bir şey daha ortaya çıkmış oluyor: insan.

 Depremler oluyor, insanlar ölüyor, neden? Doğayla ayrıştığımız onun kanunlarını göz ardı ettiğimiz için. Küresel ısınma, niçin? Doğaya bütün biçimde yaşamayı reddedip kendi başımızın çaresine de bakamadığımız için, çevre kirleniyor devasa boyutta, niçin? Doğanın kanunlarına kulak tıkarcasına sanayileştiğimiz için!

Denklem git gide çözülemez bir hal alıyor. Oysa doğayla bütünlüğümüzü kabul ettiğimizde doğanın iyileştirici gücüne muhatap oluruz. Gerek huzurevlerinde gerek hastanelerde yapılan birçok araştırmada doğanın ağaçların psikolojik iyi oluşa etkisi ortaya konmuştur. Bunların yanı sıra strese dikkat dağınıklığına iyi geldiği görülmüştür. Bitkilerin insanları hem tıbbi hem ruhen iyileştirici etkilelerini araştırmak için birçok hastane bahçesinde çalışma yürütülmüştür. Bu çalışmalar sonucunda bitki kullanımının doğru olduğu peyzajların hastaların ameliyat sonrası kendilerini toparlama sürecini azalttığı tespit edilmiştir. Kabul edelim doğa bize iyi geliyor! Bununla ilgili şöyle bir hikaye okumuştum bisiklet dersleri kitabında: bir doktor görme özürlü bir gence yaşama sevinci aşılamaya çalışıyor, bunu bir başkasının hayatında yapıcı rol üstlenerek sağlayabileceğini düşünüyor ve gence bir bitki veriyor, gencin onu sulayabilmek için her gün nehre gidip su getirmesi gerekiyor ve genç her gün suyla değil yaşama sevinciyle dönüyor nehirden.

Üstelik sadece sağlık açısından değil, kendimizi tanımak noktasında da büyük etki yaratıyor. Kabul edersek onun yansımasında kendimizi görebilir, yaşama dair ilhamımızı ondan alabiliriz. Liz Marvin’ in Sessiz Bilgeler kitabı bu konuda harikulade bir kaynak. Her bir sayfasında milyonlarca yıldır varlığını sürdüren bir ağacın yaşama gücünden farklı ilhamlar veriyor. Fındık ağacından esnek olmayı, baobab’tan dik durmayı, ardıçtan yere sımsıkı bağlanmayı köklerimizi sağlam tutmayı, çoban püşkülünden yaratıcı olmayı fısıldıyor sayfaları.

 Sahi, anlamınızı hiç doğada aradığınız oldu mu? Biliyorum hepimiz doğada birtakım anlamlar arıyor ve buluyoruz ama kendi anlamımızı arıyor muyuz doğayla ilişkimizde, onu merak ediyorum.

Bana sorarsanız ben kainat orkestrasına kulak verenlerdenim, doğayla ilişkisini her daim anlamlandırmaya çalışanlardanım. Ben anlamını ağaçlarda, göğe bakmakta toprakla yağmurun buluştuğu kokuda bulanlardanım.

Velhasıl ben anlamımın bir kısmını sessiz bilgeler kitabının satırlarında buldum. Şeker akçaağacında. Şeker akçaağacı biraz büyüdüğünde kendisinden küçüklerinin besin ihtiyacını karşılamak için köklerinden onlara şeker takviyesi yapar. Ben şu an 3.sınıfım ve zihnimde çoğu zaman 1.sınıflar için ne yapabilirim, nasıl yardımcı olabilirim sorusu yankı yapıyor. Onun ötesinde Alıç’tan fırtınadan sağlam çıkmak ilhamını aldım ve fırtınanın henüz dindiği varoluşsal sancılarımdan bir şeyler öğrendim, kariyer hedefim tamamıyla benim gibi varoluşunun sancılı sürecinden geçecek olan gençlerin yanında olmak, onlara yaslanabilecekleri bir gövde, tutunup kalkabilecekleri bir dal olmaktan oluşuyor. Japon akçaağacının dallarının hışırtısından esas olanın mütevazi başlangıçlar yapmak olduğunu, huş ağacının rüzgarından gösterinin yıldızı olmanın şart olmadığını duyuyorum ve küçük de olsa adımlar atmaktan çekinmiyor hep bir hareket halinde hayallerime doğru yol alıyorum.

Bir gün çocukluğumu geçirdiğim köye döndüğümde, yani emekli olduğumda, çocukken başında öğretmenimin gelmesini beklediğim ceviz ağacına yaslanmayı hak etmiş bir yaşam sürmeyi hayal ediyorum. Bunu yapabilmek için gençlerle çalışmak istiyorum. Onların şekerağacı olmak, huş ağacı olmak, sığınak bilinen neem ağacı olmak istiyorum.

Her şeyi bir kenara bırakışını ‘bana aşk, para inanç, şöhret, adalet yerine gerçeği verin’ diyerek doğanın gerçekliğine, doğayla ilişkisine yönelen bir genci anlatan İnto The Wild filminden bir alıntıyla, Lord Byron’ un bir şiiriyle satırlarımı sonlandırayım,

Ücra ormanlarda bir haz vardır;

Issız kıyılarda mest olurum;

Kimsenin rahatsız etmediği

Bir çevre vardır,

Derin denizlerde

Ve uğultusunda bir şarkı vardır:

İnsanı daha az sevmem ama

Doğayı ondan çok severim...


Öyleysee 

Hoşça bakın efenim zatınıza..

Mutmainistan

“MUTMAİNİSTAN” Neresi mi Mutmainistan? Bir ülke değil. Bir durak da değil. Bir varış noktası hiç değil. Mutmainistan, insanın kendin...