Beyin fırtınası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beyin fırtınası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Temmuz 2025 Pazartesi

Kütüphane Günlüklerinden Geriye..

 Kütüphanedeyim,

Bir aydır sabah 8' den akşam 8' e kadar buradayım ve yökdil sınavına hazırlanmaktayım. Aynı zamanda gözlemlemekteyim. Mesleki deformasyon olsa gerek:) 

Herkes çalışıyor, hep bir şeyler için çabalıyor. İlk geldiğim sıralar YKS 2025 öğrencileri her yerdelerdi ve harıl harıl çalışıyorlardı (güya) 1 saat çalışmaya 1 saat zevzeklik molası vermeleri beni hiç ilgilendirmez zira;) Sonra onlar gitti yerini öğretmenlik mezunu AGS'ciler aldılar. Onlar daha hırslı daha bir gayretlilerdi. Rakibim olmadıkları için şanslı hissediyordum zira beni çiğ çiğ yerlerdi. O kadar ki kafayı yemişcesine çalışanlar vardı. Ürkütücüydü. Bir ags kurbanı da liseden dostum Bilge'ydi. sınavına 1 hafta kala burada bana eşlik etti. 2021' de YKS' ye birlikte hazırlanmıştık ve 2025' te bambaşka sınavlarımız da olsa yine birlikte çalışıyor birbirimizi motive etmeye çaba sarf ediyorduk. Keyifli bir haftaydı. Tatlıydı, anlamlıydı.. Ama sonra AGS sınavı oldu bitti ve Bilge de gitti. AGS' ciler de. Şimdi yine YKS tayfası geldi. 2026 YKS' ye hazırlananlar. Hayatın toy çocukları. Savrulup bu yola düşenleri. Onların yerinde olmayı isterken bir anda gözümün korktuğunu bilseler ne düşünürlerdi acaba?.. Onların yerinde onlarla olmak isterdim, neyi nasıl yapacaklarını söyleyen, bu yollardan geçmiş binlerce insan var. Yol arkadaşları var. Destekçileri var. Hedefleri ve hayalleri var. En çok da kırılmamış taze umutları var.. 

Çalışma kitaplarına baktığımda türkçe, geometri, paragraf vs görmek çok rahatlatıcı.. Çerez yemek hissi uyandırıyorlar o kitaplar bende. Çok iyi olduğumdan değil ama en azından 10 sorunun 7' sinin zaten çözülebilir olmasından. İnsanın ümidini tazelediğinden, motivasyonunu beslediğinden. Ben öğrendiğim konudan 1 soru çözebilmek için 10 denemeyi gözden geçiriyorum.. Acınası bi haldeyim mi ne? yo yoo yine de onların yerinde olmak istemezdim. Üniversiteye geçmenin bir kurtuluş olduğunu sanmak, kendimi kandırmak istemezdim. Sonra gerçekler nar dalından vurulmuşum gibi hissettirsin istemezdim. Umutlarım tekrar tekrar kırılsın istemezdim. Motivasyon kaynaklarımın tükendiğini ve hatta beni de tükettiğini görmek istemezdim. 

Misal benim çocuğum liseden sonra okumaya devam etmek isterse, çok güçlü gerekçeleri amaçları idealleri olmasını beklerim ben ondan. Her düştüğünde, zaman zaman yıkıldığında tekrar denemesi için yoluna devam edebilmesi için canla başla sarıldığı bir ideali olmalı, bir hayali olmalı, yoksa yol yürünmeye değer değil bilsin isterim. 18 yaşında bi çocuğun böylesi ideallerinin olması da pek mümkün görünmüyo, ideallerini keşfettiğinde üniversite okumasını isterim. Yanımda bi kız paragraf çözüyomuş ve klavyeyle verdiğim savaş onun dikkatini dağıtıyormuş, öyleyse ben de klavyeyle usulca didişirim kavga etmek yerine;) Teşekkürler paragraf çözen kız, bana usulca yazmayı hatırlattığın için.Yazarken kendimi fazla kaptırdığım doğrudur:))

Rabbime şükürler olsun yazmak nimetini bize sunduğu için. Çünkü bu garibim bazı şeyleri yalnızca yazarak çözebiliyo, farklındalıklarım dahi yazmadan anlayamayacağım düzeyde olabiliyor. Issız bir sokaktaki sokak lambası adeta yazmak benim için. Tuş takımıyla seksek oynamak gibi eğlenceli ve heyecanlı da aynı zamanda:) 

Ne diyoduk? Kütüphanenin akışında dipte sürünen taş gibi hissediyo oluşumdan bahsediyoduk sanki, evet öyle. Neyseki bugün son günüm burada. Yarın ablalarım ve veletleri gelecek, curcuna olacağız, en sevdiğim en sevdiğim:)) Sınavıma da şunun şurasında 5 gün kaldı zaten, sonrasında hayatta uğramam bu bir şeyler için sabah akşam masa başında çabalayanların dünyasına. Yani umarım uğramak zorunda kalmam bir süreliğine. Tekrar bu mecraya geldiğimde ve yine dil çalışmam gerektiğindeise yurt dışında dilin önemini öğrenmiş ve benim için kıymetini yükseklere taşımış olurum ve heyecanla, hevesle çalışırım diye düşünüyorum. 

Velhasıl, yine de çok iyi ilerledin be Şeyma. Bir başına düşsen de kalksan da kendi kendineydin. Yine de yılmadın, dayandın. Bu çalışmaların arasına bir tutam Ankara ve Adana da ekledin üstelik. Sosyalliğini dibine kadar besledin, yeni insanlarla tanışıp biraz da onlara güleryüzünü yansıttın. 3 güne 5 ağlama faslı da sığdırdın, bir çorba molası da, sevdiklerinin mezuniyetinde bulunma anısı da.. Çokça anlamlı günlerdi ve sen yine sana yakışanı yaptın büyük oranda.. Helal valla:))

Zorlukların seni yıldırmayıp yalnızca başka kapılar aralama cesaretini tetikliyor oluşunu izliyorum buradan. Bazı yenilgilerin dahi başarmannın önünde engel olamayışını tadıyorum ve koccaman tebessümümle bu satırlara veda ediyorum.

Hoşça bak zaatına:)))

18 Mart 2025 Salı

Hayret'le Yaşamanın Hikmeti 1

Taze Çıkmış Farkındalıklara dair;

"Çeyrek asır dahi etmeyen şu ömrümün her zerresini değer görme ihtiyacımın mahcubiyetiyle yaşadım.."

22 yaşımdayım şu sıralar ve kendime dair bir şeyleri yenice keşfediyorum. İlginç geliyor ama keyifli de zamanla birlikte geçip gittiğimiz yollardan her daim yeni şeyler öğrenebilmek.. Hayret'le yaşamanın hikmeti de diyebiliriz buna.
Hayat ne ilginç, en kıymet verdiğimiz yerimizden yaralanıyor en beklemediğimiz yerlerdense yardım alabiliyoruz. Kiminin kanattığı yarayı kimi sarıyor, sevgisiyle iyileştiriyor..
Hayat bizlere dalımızın biri solarken başka bir daldan filizlenebilmeyi öğretiyor diye yorumluyorum ben bunu.
Hayata dair bu kadar iyimser ve umutluyken kendimize dair cellad-ı felek kesiliyoruz. Genelleme yapmayayım ama ben kendimin Cellad-ı Felek' iyim 22 yıldır.. Çocukluğumu bu suça dahil edemem, 10-12 yıldır diyelim..
Bugünse istifa ettim. Artık kendimin Nasib-i Rahmet' i görevini üstleniyorum. Nereye kadar bilmem ama başlamaya niyet ettim bugün itibariyle. Ve bana yepyeni, dupduru, huphuzurlu bir pencere açtı bu görev, bu bilinç;
Başarılı biri olduğumu keşfettim mesela,
güzel, beğenilen bir kız olduğumu mesela, 
naif biri olarak hatıralarda yer ettiğimi ve çizgimi koruduğumu,
donanımlı olduğumun düşünüldüğünü,
çok yönlü ve nadide biri olduğumu, 
derin bir tebessümümün olduğunu ve gülmenin çokça yakıştığını,
değerli olmak için işe yarar olmam gerekmediğini,
çabalayıp durmasam da kıymet görebildiğimi, 
halihazırda çokça takdir edilen ve değer verilen biri olduğumu.. 
KEŞFETTİM. FARK ETTİM..
MUTLULUKTAN BU FİLİZLERE GÖZYAŞLARIMLA CANSUYU OLDUM..
Ve evet tüm bunlar benim için çok kıymetli olan, olmak istediğim kişinin özellikleri olan ve canhıraş çabaladığım, her düştüğümde bana yakışanı yapmak için kalktığım, tutunduğum, yaslandığım dallar..
Bugün öğreniyorum ki meğer ben bunların tümüymüşüm. Hiçbiri olmaya çalışmama gerek yokmuş. EN ÇOK DA DEĞER GÖRMEK İÇİN BİR ŞEY OLMAMA/ YAPMAMA.. GEREK YOKMUŞ. BEN ZATEN OLDUĞUM HALİMLE ÇOKÇA DEĞERLİ VE KIYMETLİYMİŞİM.. 
Çeyrek asır dahi etmeyen şu ömrümün her zerresini değer görme ihtiyacımın mahcubiyetiyle yaşadım..
Umarım bu ihtiyacı bana mahcubiyetle yaşatan ruhumdaki hastalıklara galip gelebilirim bir gün.. 
Umarım..
Şimdi aklıma geldi de, ben hep kanser olmaktan korktum. 10 yaşımdayken bile korkuyordum. Şu an fark ediyorum ki zaten beni günden güne yiyip bitiren bir kanserim varmış, yalnızca bedenimde değil de ruhumda olan bir kanser.. Onu yadırgamıyorum, lanetlemiyorum. Bugün olduğum halimde onun da emeği var ama artık yeter, ben eksik gedik var olmaya devam etmek istemiyorum. Acziyetimi bütünüyle kabulleniyor ancak seni acziyetime dahi bulaştırmak istemiyorum. Kemoterapiyle değilse de senden kurtulmanın bir yolunu bulacağım. İlk adımı bugün attığım gönül rahatlığımla şimdilik gidiyorum. Ama bu burada bitmedi bilesin; yalnızca yeni başlıyoruz..

1 Ocak 2025 Çarşamba

Anılar Gerçek Midir?.






 ANILAR GERÇEK MİDİR?.

Elbette gerçektir bizde sürdüğü için,

elbette gerçek değildir yaşanan zamanın dışına düştüğü için.

Anılar.. Günde kim bilir kaç kez gidip gidip geldiğimiz, alın kırışığımızda saklı dünyamız.. Bugünümüzü biçimleyen, yaşamın içimizde ve dışımızda süren tortusu. Kaç kişiyle paylaşılırsa paylaşılsın herkese özel olan duygu. Bir daha yinelenemez olan. Yaşarken seçip istemesek de sonradan sahiplendiğimiz, durdukça değerlenen yaşantı parçacıkları..

Kimi gün kederle, kimi gün hazla kirpiklerimize takılan geçmiş zaman ölüleri..

Bizim ömrümüzü, öznel tarihimizi oluşturan ayrıcalığımız..

Akıp giden zamanı bize gösteren, dönüp dönüp kendimizi seyrettiğimiz ayna..

Sizce gerçek midir?..

6 Mart 2024 Çarşamba

KAİNAT ORKESTRASINA KULAK VERMEK

 



KAİNAT ORKESTRASINA KULAK VERMEK

Xt+1 = kxt (1-xt)

 Yukarıda gördüğünüz denklem çözümü dünyanın en zor denklemlerinden olan kaos teorisine ait. Fakat öyle bir denklem daha var ki çözümüne ömür yetmeyecek türden. O denklemin adı Yaşam. Yaşam denkleminin içinde birçok değişken var ve bunlardan biri insan bir diğeri de doğa. Çıkıtısı ise varoluş.  Araştırmalara göre henüz kimse tam manasıyla çıktıya ulaşamamış. Kierkegard’ın ‘varoluş asla açıklanamaz’ demesi de bunu destekler niteliktedir. Anlayacağınız bir ömür değil ömürler yetememiş bu denklemi çözmeye. Kim bilir daha da ne ömürler yetemeyecek tam anlamıyla çözümlemeye. Yine de merak etmeyin, insan tarafından çözülemese de bu denklem, takır takır işlemekte evrende.

 Denklemimiz kaos denkleminden çok daha karmaşık olsa da bu denklem üzerinden ifade edecek olsam k=insan x=doğa derdim. Çünkü Marx’ın dediği gibi ‘doğa insanın inorganik bedenidir, bizzat insanın kendisinden başkası doğadır ve insan doğada yaşar, o halde insan doğanın bir parçası olduğu için kendi kendisi ile bağlantılıdır’. Yine Marx'a göre, 19.yy kapitalizminin zorunlu bir sonucu olarak ortaya çıkan doğa-insan bölünmesi, metabolizmada ‘onarılamaz bir yarılma’ yaratmıştır.

 Kodlarımız bu, koda aykırı davrandıkça denklem çözülemez hal almaya, daha da kompleksleşmeye devam edecek. Yarık büyüyecek.

Şöyle düşünelim, kendimizi doğadan ayrıştırmaya çalıştıkça sadeleştirme yapıyoruz, ama işlemin sonucunda eksilen, bölünen, çözümlenemeyen bir şey daha ortaya çıkmış oluyor: insan.

 Depremler oluyor, insanlar ölüyor, neden? Doğayla ayrıştığımız onun kanunlarını göz ardı ettiğimiz için. Küresel ısınma, niçin? Doğaya bütün biçimde yaşamayı reddedip kendi başımızın çaresine de bakamadığımız için, çevre kirleniyor devasa boyutta, niçin? Doğanın kanunlarına kulak tıkarcasına sanayileştiğimiz için!

Denklem git gide çözülemez bir hal alıyor. Oysa doğayla bütünlüğümüzü kabul ettiğimizde doğanın iyileştirici gücüne muhatap oluruz. Gerek huzurevlerinde gerek hastanelerde yapılan birçok araştırmada doğanın ağaçların psikolojik iyi oluşa etkisi ortaya konmuştur. Bunların yanı sıra strese dikkat dağınıklığına iyi geldiği görülmüştür. Bitkilerin insanları hem tıbbi hem ruhen iyileştirici etkilelerini araştırmak için birçok hastane bahçesinde çalışma yürütülmüştür. Bu çalışmalar sonucunda bitki kullanımının doğru olduğu peyzajların hastaların ameliyat sonrası kendilerini toparlama sürecini azalttığı tespit edilmiştir. Kabul edelim doğa bize iyi geliyor! Bununla ilgili şöyle bir hikaye okumuştum bisiklet dersleri kitabında: bir doktor görme özürlü bir gence yaşama sevinci aşılamaya çalışıyor, bunu bir başkasının hayatında yapıcı rol üstlenerek sağlayabileceğini düşünüyor ve gence bir bitki veriyor, gencin onu sulayabilmek için her gün nehre gidip su getirmesi gerekiyor ve genç her gün suyla değil yaşama sevinciyle dönüyor nehirden.

Üstelik sadece sağlık açısından değil, kendimizi tanımak noktasında da büyük etki yaratıyor. Kabul edersek onun yansımasında kendimizi görebilir, yaşama dair ilhamımızı ondan alabiliriz. Liz Marvin’ in Sessiz Bilgeler kitabı bu konuda harikulade bir kaynak. Her bir sayfasında milyonlarca yıldır varlığını sürdüren bir ağacın yaşama gücünden farklı ilhamlar veriyor. Fındık ağacından esnek olmayı, baobab’tan dik durmayı, ardıçtan yere sımsıkı bağlanmayı köklerimizi sağlam tutmayı, çoban püşkülünden yaratıcı olmayı fısıldıyor sayfaları.

 Sahi, anlamınızı hiç doğada aradığınız oldu mu? Biliyorum hepimiz doğada birtakım anlamlar arıyor ve buluyoruz ama kendi anlamımızı arıyor muyuz doğayla ilişkimizde, onu merak ediyorum.

Bana sorarsanız ben kainat orkestrasına kulak verenlerdenim, doğayla ilişkisini her daim anlamlandırmaya çalışanlardanım. Ben anlamını ağaçlarda, göğe bakmakta toprakla yağmurun buluştuğu kokuda bulanlardanım.

Velhasıl ben anlamımın bir kısmını sessiz bilgeler kitabının satırlarında buldum. Şeker akçaağacında. Şeker akçaağacı biraz büyüdüğünde kendisinden küçüklerinin besin ihtiyacını karşılamak için köklerinden onlara şeker takviyesi yapar. Ben şu an 3.sınıfım ve zihnimde çoğu zaman 1.sınıflar için ne yapabilirim, nasıl yardımcı olabilirim sorusu yankı yapıyor. Onun ötesinde Alıç’tan fırtınadan sağlam çıkmak ilhamını aldım ve fırtınanın henüz dindiği varoluşsal sancılarımdan bir şeyler öğrendim, kariyer hedefim tamamıyla benim gibi varoluşunun sancılı sürecinden geçecek olan gençlerin yanında olmak, onlara yaslanabilecekleri bir gövde, tutunup kalkabilecekleri bir dal olmaktan oluşuyor. Japon akçaağacının dallarının hışırtısından esas olanın mütevazi başlangıçlar yapmak olduğunu, huş ağacının rüzgarından gösterinin yıldızı olmanın şart olmadığını duyuyorum ve küçük de olsa adımlar atmaktan çekinmiyor hep bir hareket halinde hayallerime doğru yol alıyorum.

Bir gün çocukluğumu geçirdiğim köye döndüğümde, yani emekli olduğumda, çocukken başında öğretmenimin gelmesini beklediğim ceviz ağacına yaslanmayı hak etmiş bir yaşam sürmeyi hayal ediyorum. Bunu yapabilmek için gençlerle çalışmak istiyorum. Onların şekerağacı olmak, huş ağacı olmak, sığınak bilinen neem ağacı olmak istiyorum.

Her şeyi bir kenara bırakışını ‘bana aşk, para inanç, şöhret, adalet yerine gerçeği verin’ diyerek doğanın gerçekliğine, doğayla ilişkisine yönelen bir genci anlatan İnto The Wild filminden bir alıntıyla, Lord Byron’ un bir şiiriyle satırlarımı sonlandırayım,

Ücra ormanlarda bir haz vardır;

Issız kıyılarda mest olurum;

Kimsenin rahatsız etmediği

Bir çevre vardır,

Derin denizlerde

Ve uğultusunda bir şarkı vardır:

İnsanı daha az sevmem ama

Doğayı ondan çok severim...


Öyleysee 

Hoşça bakın efenim zatınıza..

Mutmainistan

“MUTMAİNİSTAN” Neresi mi Mutmainistan? Bir ülke değil. Bir durak da değil. Bir varış noktası hiç değil. Mutmainistan, insanın kendin...