1 Kasım 2024 Cuma

‘DALGIÇ OLMADAN ÖNCE KELEBEK OLMANIN TADINA VARMAK'

 



‘DALGIÇ OLMADAN ÖNCE 

 KELEBEK OLMANIN TADINA VARMAK'

“Dünyaya açılan yalnızca bir gözünüzse kendinizi çaresiz hissetmeyin, çünkü o gözle daha evvel yapamamış olduğunuz her şeyi yapabilirsiniz.. Okyanusun derinlerine dalabilir, Dünyayı uçarak gezebilirsiniz!”

Jean-Dominique Bauby, 8 Aralık 1995 günü, beyin kanaması sonucunda derin bir komaya girer. Komadan çıktığında, bütün vücut fonksiyonlarını yitirmiştir. Tıpta, ‘locked-in syndrome’ adı verilen hastalığa yakalanmıştır (beyincikte meydana gelen enfarktüs sonucu beyin ile beden sistemlerinin bağlantısının kesilmesi). Hareket edememekte, yardım almaksızın konuşamamakta, yemek yiyememekte, hatta çok zor nefes alabilmektedir. Felçli tüm vücudunda sadece sol gözü hareket etmekte ve çalışmaktadır. Bu onun Dünyayla, insanlarla ve yaşamla tek bağlantısıdır. Bunu fark eden ve bir mucize olarak gören tüm doktorlar, terapistler, psikologlar seferber olarak ona yardım etmeye uğraşırlar. Konuşma terapistleri onun sol gözü ile iletişim kurarlar. Terapistler harfleri tek tek ve yüksek sesle söylerler. Harfler söylenirken Jean söylemek istediği harfe ‘evet’ demek istediğinde sol gözünü bir kere, ‘hayır’ demek istediğinde ise iki kere kırpar. Bu şekilde terapistler ve Jean arasında kullanımı oldukça güç bir alfabe oluşturulur. Umutsuz haftalar boyunca yılmadan, tek iletişim kanalını, hayati organı gözünü kullanarak insanlara ulaşmayı başarır. Aylarca süren yorucu çalışmadan sonra, yardımcısıyla birlikte geliştirdiği bu yöntemle, sayfalar dolusu yazı dikte ettirir ve sonuçta mucize bir kitap ortaya çıkar: Jean’ın hayatını anlatan kitap: Kelebek ve Dalgıç.

 Her şeyi duymasına ve anlamasına rağmen sesini bir türlü kimselere duyuramayan, hareket edemeyen, vücudundaki yemek yemesini ve yutkunmasını sağlayan kaslar da dahil bütün kasları felç olan, hayata sadece sol gözü ile bakan Jean, dış dünya sadece bir gözün görebildiği çap ile sınırlı ve sürekli rüyalar görür. Rüyasında bir dalgıç olduğunu, suların dibine kadar gittiğine şahit olur. Kitabın ismindeki ‘dalgıç’ buradan gelmektedir zaten. Rüyalarında kendini metal bir elbise giyen bir dalgıç olarak gören Jean, ki bu elbise onun gerçek yaşamında hapsolduğu bedenini simgelemektedir, aslında sulardan kurtulmak istemekte ve bir ‘kelebek’ olmayı, yani özgür olmayı hayal etmektedir. Hayatta kalan ve çalışan tek parçası olan sol gözü ve zihni ile bir kelebek kadar özgür olduğunu hisseder ve rüyalarında da hep bunu görür. Kitabı yazma süreci boyunca sol gözünü kırpıp durması da bir kelebeğin kanat çırpışından başka bir şey değildir aslında! Jean, üzerindeki dalgıç kıyafetinin ağırlığıyla batarken hayalleri onu bir kelebek kadar hafifletip özgür kılmaktadır.

Belki de hayal kurmanın özgürleştirici etkisini, insanda yarattığı güzel hislerin ne kadar vazgeçilmez olduğunu ve hiçbir şeye sahip olamasak bile hayallerimizin bizden çalınamayacağını, onlarla yaşama tutunabileceğimizi bir kez daha hatırlamalı..

Başlarda kendine acımaktan ve ölmekten başka bir şey istemezken daha sonra kendine acımaya bir son veren Jean, sol gözü dışında körelmemiş iki parçasının daha var olduğunu fark eder. Bunlar; Hayal gücü ve zihnidir! Ve aslında bu iki şey onu istediklerini yapmanın hiçbir engeli olmadığını gösterir. Hayal gücü ve Zihni. Bu ona bardağın dolu tarafını görmeyi öğretir. İhtiyacımız olan belki de hayal gücümüzün; ruhumuzun ve gönlümüzün gözü olabilmesidir!.

Öyleyse: Dalgıç olmadan önce kelebek olmanın tadına varalım! Hayatın rengi her an değişebilir. Nedir şu an istediğimiz şeyi yapmamıza engel olan? Bir anda yapabildiğimiz tek şey göz kırpmak oluverirse, yapmayı istediklerimizin listesi ne kadar uzun olacak hiç düşündük mü acaba?.

19 Ekim 2024 Cumartesi

Duygularıma Sevgilerimle:))




 Sevgili Şeyma ve Sevgili Duyguları,

Size uzak hissediyorum, temas edemediğimi ve de... Ve' desi yok.. Sizsedim ama sanki yerinizi gereksiz bir bilinmezliğe bırakıp beni terk etmişsiniz gibime geliyor. Nerelerdesiniz söyler misiniz?..

Ben Şeyma. Ben duygularını tanıyan, anlamlandıran, adlandıran, ve onlarla karar alan Şeyma. İdim. Şimdiyse değilim. Duyumsayamıyorum. Bazı kıymet verdiğim arkadaşlıklar bitiyor ama üzülemiyorum. Psikolojiye yeni başlayan 1.sınıflara kendi üniversite hikayemi anlattığım bir etkinlikte konuşmacı oluyor ama gurur duyamıyorum. Çok çabalıyor ama başarılı hissedemiyorum. Annemle kavga ediyor ama öfkelenemiyorum. Amigdalam, noldu sana, yoksa küstün mü bana?!.

Bilinmezliğim, hissizliğim, duyumsuzluğum, adlandıramayışım, anlamlandıramayışım, söyler misiniz siz hangi duygumsunuz? Neyin ifade biçimisiniz, lütfen söyler misiniz?!.

Yorgunluğum, söyler misin ne iyi gelir sana yaşamaktan kaçmak dışında?.. Fiziksel anlamda da, duygusal anlamda da, düşünsel ve ruhsal anlamda da ziyadesiyle yorgunum. Bu yüzden olsa gerek; arda kalan tüm enerjimi bunları yok saymaya harcıyor oluşum. Terk edilmişliği kaldıramayacak hissediyor ve üzüntümü yok sayıyorum. Üzüntümü yok saymamdan ötürü gurur duyulmayı da hak etmediğim kanısıyla onu da yaşayamıyorum. Sonra tüm bunlara gereken önceliği vermediğim için içten içe haykıran öfkeme de kendini ifade etmesi için fırsat tanımıyorum. Kendime karşı bu hırçınlığım nedir, nedendir anlamıyorum. Derdin ne Şeyma benimle, seninle, kendinle?!. Neden izin vermiyorsun yaşamama, bütünüyle, yanlışlarıyla, gelişine, salıvermişcesine.. Neden?!.

Bilmiyorum..

Tüm derin duygulardan, düşüncelerden, hayallerden, umutlardan kendimi sakınıyor ve gündelik yaşamın sığlığında, sıradanlığında boğuluyorum. Bir balık gibi hissediyorum, suda yüzmeyi bilmeyen havadaysa nefes dahi alamayan. Bu yüzden batıp batıp çıkıyorum. Yerim yurdum, yaşam alanım neresi bilemiyorum. Ait hissedemiyorum. Biraz korkuyorum galiba. Yaşamaktan. Biraz da yaş'ayamamaktan. YAŞ'AYAMAMAK.. Yaş alırken, zaman hesapsız kitapsız akıp giderken ayık olamamaktan, farkında olamayacağım her şeyden. Korkuyorum.. Yanlış yapmaktan. 

Bunun sebebinin ben olduğumu sanmıyorum yine de. Ben spontan biriyim. Otantik olmak yolundayım. Olanı olduğu gibi kabul etmekten yanayım. Bundan ötürü de sürekli olarak "bak dikkatli ol Şeyma, aman yanlış yapma Şeyma, biraz da mantığın çerçevesinde hareket et be Şeyma" dozunda uyarılarla muhatap olup durmaktayım. Bu da sürekli "acaba neyi yanlış yapıyorum da bunca uyarıya maruz kalıyorum?" sorusunda takılı kalmama sebep oluyor. Yaşıyorum ama korkarak velhasıl. Spontanlığa, akıl mantık dışında duygularıyla kararlar almaya müsade edilmeyen, kabul görülmeyen bir dünyada.. 

Yine de şu satırları fısıldamak isterim korkutup çekindirdiğim, var olmalarına müsade etmediğim duygularıma:

Meltemin estiği gökyüzünde seni bekleyen 'özgürlük' var

Gel gör ki sen;

"ya düşersem?" diye sorup duruyorsun.

Peki canımın içi,

ya uçarsan..

25 Eylül 2024 Çarşamba

Suskunluk..


 Kulağımda ha bire aynı tını

Artık şekersiz içmeye başladım kahveyi

Çok düşünüp az konuşuyorum babam gibi

Yok hayır hiçbiri senle alakalı değil

Halin hatrın nasıl diye sordun ondan dedim..


Ruhumda ha bire aynı sızı

Anlaşılmamaktan ötürü anlatamayışlar

Önce haykırışlar 

Sonra yiten ümitler ve

Sessizlikler..


Kmse anlamayacak hissediyorum. Doldum taşıyorum ama yalnızca gözlerimden taşabiliyorum. Sözlerimden taşabilsem gözlerim bunca yorulmaz boğulmazdı belki ama, hayat işte, önce yoruyo, sonra boğuyo..

Ruhum bana seslense tanıyamam, çünkü onca zamandır sesini soluğunu duyamaz oldum. Dinlemeye çalışıyorum ama insanlar o kadar gürültülüler ve o kadar anlayışsızlar ki, ne kendimi duyacak ne de dinleyecek vaziyetteyim..

velhasıl El'veda.

18 Ağustos 2024 Pazar


 Yine ben.

Bi başımayım. Yalnız hissetmekten bahsetmiyorum. Ciddi ciddi bi başımayım.. Bi başıma olmak da değil sıkıntı; ama evimi özledim ben.. Babamı özledim, Asaf'ı özledim, annemi özledim..

Atışmalarımızı, bakışmalarımızı..

Termostaki suyu yenileme mevzularımızı 

Balkonda bıraktıklarımızın kavgasını özledim.

'Pilavı da sen yap!' çekişmelerimizi, 

'Nane hani? gelmemiş' akşamlarımızı..

Ben ailemi özledim..

Hayat sürmek mi yoksa Yaşamak mı tercihimiz?..

 



Zor bee..
Hayat değilse de
yaşamak çok zor.
Yaşam; 
dalgalı bir denizde balık olmak gibi,
dalgalara rağmen yüzmeyi öğrenmek gibi.
Oltalara takılma olasılı gibi..
Zor ve bi ihtimal..


19 Haziran 2024 Çarşamba

ÇOCUKLUĞUMA ZİYARET..

 



Bugün yıllaaar yıllar sonra çocukluğumu ziyaret ettim. 
13 yaşıma kadar yaşadığım köyüme gittim.. 
Hep gitmek istiyordum ama depremden sonra yeterince hayalim yıkılmışken hatıralarımın da yıkılmasından korkup gitmekten kaçmıştım. 1,5 yıllık kaçışın sonunda yıllardır ziyaret etmediğim, çokça özlediğim çocukluğumu ziyaret ettim. Ve çok derinlerime gömdüğüm çocuksuluğumla rastlaştım. Bana koccamaaan sarıldı, ve içime sindi boylu boyunca. Bünyem kaldıramadı tabii, hıçkıra hıçkıra ağlamakta halen kendileri bunca yıllık özleme..

Bu fondaki resim en içten gülümsemelerimden. Çocukluğumdan.. 
Çocukken, bu oturduğum merdivenlerden her gün ilk ben çıkar, okula ilk ben gelirdim. Bu merdivenlerde andımızı ben okurdum..
Öğretmenimizin gelmesini (şimdilerde kökünden kesilmiş yerinde yeller esen) dostum ceviz ağacının bana tarzanmışım hissettiren dalında beklerdim. Heybetli çınar ağacımızın hepimizi birden taşıdığı o koca dalını mesken edinmiştim. Şimdilerde ise o koca çınar ağacının heybetli dalının kesilmiş olması kadar eksiğim.. kesiğim..
Elinde büyüdüğüm Fatma Teyzemin alzheimer olup her şeyi unutması kadar siliğim. Fatma Teyzemin depremde yıkılan evininin artık olmayan gölgesi gibiyim. 
Çocukken gözümde devasa olan her şeyin şu an minicikleşmesi gibiyim. Ufacığım. Git gide büyüyen yalnızca gözyaşlarımmış gibi.
Yüzyıllık karadut ağacımız misal, ben küçükken ne kadar da büyüktü. Nuh'un gemisi varsa bizim de gövdesi toprağa boylu boyunca uzanmış dut ağacımız var, derdik. Yaz geldiğinde annemizden habersiz gizlice gittiğimiz ve önce dut savaşı yaptığımız, faslasıyla kırmızıya boyanınca da tüm vücudumuz, annemize özür mahiyetinde birer kova dut toplayıp götürdüğümüz günler.. Ah o karadut ne kadar da küçülmüş ben büyürken, ah o günler, ne kadar da derinlerine itilmiş zihnimin.. ufacuk kalmış geriye her şey.. 
Aşamadığım tüm duvarlar boyumdan kısa artık, tırmandığım tüm tepeler boyum kadar, aştığım tüm yollar boyumdan biraz daha uzun.. hayat çok kısa, çocukluğumsa çok uzak. Mamana??
 Dostum ağaçlar, arkadaşım bahçeler, sığınağım gölgeler ve çeşme başları.. Nerelerdesiniz?? Bugün hiçbiriniz yoktunuz.. Yerinize yenileri gelmişti ama bizden değillerdi, çocukluğumdan izler taşımıyorlardı. Yabancısıydık birbirimizin, tanışamadık dahi çoğuyla. Sadece Umut' la tanıştım. Umut.. temsili değil. Hakikaten Umut adında bir çocukla tanıştım. 3 yaşında çok tatlı bir çocuktu, çok akıllı ve sevimliydi. ben çocukken de Umut adında bir arkadaşım vardı. O da çok akıllı, sevimliydi. Çok iyi anlaşırdık. Bugün de çok iyi anlaştık başka bir Umut'la. Çocukluğumdan gelen bir sempatim var galiba 'UMUT'lara..
Öyleyse Umut'larla veda edelim bu gece satırlara:

Ummaktır yaşamak.
İbret al, ders al geceden
çevir başını gökyüzüne
yıldızlara bak.
Güneşli sabahların umududur yıldızlar.

Bir vedalık hükmü var hayatın,
ölümün vakti saati sorulmaz.
Serçe kuşu gibidir umut,
dal yorulur, serçe yorulmaz



25 Nisan 2024 Perşembe

İyi ki Varsınız Naraları

    



iyi ki varsınız..

iyi ki var mıyız gerçekten?

diğerleri için evet, iyi ki varız, çoğu insanın hayatına güzellik katıyoruz, farkındayız

peki ya biz, kendimiz için iyi ki var mıyız?

ne kadar iyi ki?

ki?

var mıyız?

güya varız. ama nedense gecenin 3ünde düşündüğümde kendim için yok hissediyorum. yaptıklarım hep insanlar için gibi, kendim için değil de. 

ne acı..

neden iyi ki var olduğum yalnızca diğer insanların varlığıyla anlam kazanıyo.

ben, hep bi başkası için mi var olcam

kendim için peki?

o nolcak?

üstelik başkalarının arasında kalbimi paramparça edenler de varken,

hala bir başkası için iyi ki var olmaya devam mı etcem

düşünüyorum bu aptallık mı

kendime ihanet mi diye

bi yandan da

başka türlü nasıl var olunur bilmiyorum.

bir yere varamıyorum

ama gecenin 3ünde kendim için iyi ki var olamamak usul usul gözyaşı akıtıyor..


kendim için attığım en son adımın bu kadar yıpratmasını aşamıyorum belki de

ve genelliyorum

genellerim abi kime ne


iyi ki varmışız

bana ne

bana mı varım 

yoo

sadece ona buna.

ne acı yaa

of ne acı..



Mutmainistan

“MUTMAİNİSTAN” Neresi mi Mutmainistan? Bir ülke değil. Bir durak da değil. Bir varış noktası hiç değil. Mutmainistan, insanın kendin...