16 Eylül 2025 Salı

 sizleri çocukluğumla tanıştırmak istiyorum. siz kimsiniz bilmiyorum ama çocukluğumla tanıştırmak istedim sadece:)

2000'lerin çocuğu olmak böyle bir şey değildi ama benim çocukluğumdan geriye neredeyse sadece bu fotoğraflar kaldı..
olsundu.
en azından varlar. bu iki  fotoğraf arasında bi 10 yıl kayıtsız ama olsun:))
ilk fotoğrafta henüz 11 aylığım. ikincisinde ise 11 yaşıımda..
bebekliğimden belliymiş güleryüzlü bir insanevladı olacağım;) çocukken her ne kdar köy muhtarı edasıyla sert bakışlarım olsa da:))

yaşlanmış hissettim çocukluğumu çok uzaklarda hissedince.. aslında kafa yapısı olarak 17- 18 yaşlarıma kadar çocuktum, aklım yetişkinliğin çoğu handikapına ermiyordu. fakat 12 yaşımda bitti sanki benim için çocuk olmak. hakkım oraya kadardı sanki. sonrasında müsaade edilmedi çünkü. tesettüre girdim, taşımam gereken bir sorumluluk yüklendi omuzlarıma, erdemli olmalı, ahlaklı davranmalı ve de ağırbaşlı olmalıydım. bütün bunları isteyerek yaptığımdan emin değilim. öyle olması gerektiği söylendi ve ben de oldum. biraz baskı biraz nasihat, biraz yönlenndirici okumalar derken boyun eğen çocukluğum olgun bir karakter elbisesini giyindi. baya da sahiplendi hatta. sadece kendi başınayken çocuktu, onun dışında diğer çocuklarlayken bile oyun oynamıyordu, oyun oynatıyordu.. bu kıyafet üstüne o kadar sinmişti ki çocukça davranan çocuklar onu rahatsız ediyordu. ortaokul yıllarımda değilse de bu lisede tümüyle böyleydi. hayatı çok ciddiye almıştı 14 yaşındaki şeyma. çünkü ona hep ciddi olunması gerektiği öğretilmişti. diğer her şey çocukçaydı. ve çocukça olan hiçbir şey tasvip edilmiyor, kabul görmüyordu.  kıyamam yaa 12 yaşımdan sonra pek de çocuk olamamışım resmen ben.. 
12 yaşıma kadar köyde büyüdüm. sonra şehir merkezine taşındık. köyümdeki tüm herkes geride kaldı, benimle sadece annem, babam, ablalarım ve abim geldi. oysa benim ailem çok daha fazlasıydı. arkadaşlarım vardı, nenelerim dedelerim teyzelerim amcalarım.. birsürü gönül bağım vardı. sürdü iletişimimzi bir süre daha fakat eskisi gibi değildi, sadece bir ziyaretçiydim artık. torunlarıyla bir tuttukları o çocuk değildim. belki de oydum ama öyle hissetmiyordum. 
hep bi öteki hisseder oldum sonra. merkezde okula başladığımda farklı bir dünyadan gelmiş olmam da ötekinin de ötekisi gibi hissettiriyordu. ben galiba hep hislerimden yaralanmışım..
22 yaşındayım. çocukluğumdan neredeyse 10 yıl uzaktayım..










Bizde gün hep erken ayar

 


Bizde gün hep erken ayar

çocukluğumdan getirdiğim bi alışkanlık bu

ama bana has değil, ailecek böyleyiz. ailemizin en rahatı abim bile saat 5'te uyanıyor. 

bunun nereden geldiğini sorguluyorum istemsizce, çocukluğumdan evet ama neresinden? 

köylü oluşumdan, orada hayatın erken başlayışından mı; babamın bizi askeri düzende yetiştirmeye çalışan bir imam oluşundan mı; yoksa sadece sabahın köründe özgürce televizyon izleyebildiğim için kalkmaya alıştığımdan mı? (sabah 6 da calliou başlıyodu ve onu izlemeye bayılıyodum nedense, o geldi birden aklıma ve kocaman tebessüm bırakıp gitti suratıma:)

ve başka bir perspektif, bugün 5.45 gibi uyandım ve namaz kılıp balkona çıkayım derken; gün ağarmadan hemen önceki o karanlıktaki renk senfonisinin sadece sonuna yetişebildim. içimdeki biyolojik saatimde bazı ayar değişikliklerine gittim hemen, çünkü bu senfoniyi daha çok solumak istiyorum ve biraz daha erken uyanabilirim. bu normal bi kafa değil biliyorum. ama bana uykudan daha tatlı gelen çok ama çok şey var:)) dolayısıyla günüm erken ayabildiği için şükrediyorum. nimetten biliyorum. 

birazdan güneş doğacak, hafiften nazlı nazlı kızıllığını salıyor göğe. o sırada kuşlar grupça gökte salınıyorlar. kanat çırpışlarının rüzgarıma değmesinin bile keyfini sürüyorum. ruhum secde ediyor tüm bunlara, hissediyorum..



14 Eylül 2025 Pazar

Veda..

Vedalar zordur derler

katılmıyorum

zor olanın vedalar değil

veda edememek olduğunu düşünenlerdenim.

özlemek geliyor sonra -Rabbim benim özlem hissimi alıp yerine binbir çeşit duygu durumu vermiş galiba, bilmeziye yazıyo olacağım dolayısıyla-

veda edersek özleyip duracağımızdan mı korkuyoruz? veda etmenin sırasını savıp özlemle yüzleşmekten mi yani? oturtamıyorum. ben veda edeceksem tümüyle ederim. dibine kadar, geride hiçbir şey kalmadığını hissedene kadar, o an vedalaşırım her kim ve neyle vedalaşmam gerekiyorsa. ama bu salya sümük ağlayarak ya da olumsuz duygularda boğularak değil de, güzel günleri yaad ederek, varlığının hayatımdaki kıymetini zikrederek, temas kurarak, içimden geçenleri ifade ederek ve mümkünse ona bir şeyler armağan ederek.. bir şarkı olur, bir sarılmak olur, bir tebessüm en basitinden..

burada bitmez tabii, gelir aklıma, olur olmadık yerlerde, tüm güzellikleri ve hinnikleriyle. yaşamış olmaktan, onunla temas etmiş olmaktan, o zeminde anlam bulmuş olmaktan dolayı şükreder dururum. güzel anları ve anıları yaadeder geçerim. galiba insanlığın geneliyle yol ayrımımız burda. ben aklıma geldiğinde güzel yanlarını hatırlayıp yaşamış olmama şükrederken insanlar olan şey bittiği için hüsrana uğruyor. galibaa??

bilemiyorum, özlemin acısını bilen birileri beni aydınlatırsa sevinirim:))

10 Eylül 2025 Çarşamba

Nasılsın kızım, anlat bana hikayen,..

 

şu sıralar bu şarkı çalıp duruyo içimde:

 https://open.spotify.com/intl-tr/track/2lRsgqTFVi7ALnQxo8uwrI?si=4b4adadeecda498e


kirli beyaz kedi, yıkan gözyaşınla
kurtul anılardan, sarıl yarınlara.. 
diyip duruyo içimden bi ses kendi kendine konuşurken (başkaları girdi tahmin edilebileceği üzere satırlarımın arasına)
günün başından sonuna zaman bükücü satırlarlayım velhasıl.
kurtulmak istiyorum anılardan, iyisiyle kötüsüyle arınmak istiyorum üzerimdeki etkilerinden. beni ben yapan hallerinden memnun olsam da bazılarının mahcubiyetiyle yaşamak zoruma gidiyo.. 
ağlayamıyorum da zaten, tüm eksikliklerim ve fazlalıklarım gözüme gözüme batıyo, gözümden süzülüp akıp gitmek yerine..
içimde bi yara var, kanıyo ve deşmek istiyorum. o yara her neredeyse bulup iyileştirmek istiyorum. müdahale etmek istiyorum ama deştikçe daha da yaralanıyor ve iyileşmeye dair yol kat ettiğimi hissedemiyorum.


deşmeyelim bee, yara zaten dayanamadığı yerde kendisi patlar. patlasın, napayım..

21 Temmuz 2025 Pazartesi

Kütüphane Günlüklerinden Geriye..

 Kütüphanedeyim,

Bir aydır sabah 8' den akşam 8' e kadar buradayım ve yökdil sınavına hazırlanmaktayım. Aynı zamanda gözlemlemekteyim. Mesleki deformasyon olsa gerek:) 

Herkes çalışıyor, hep bir şeyler için çabalıyor. İlk geldiğim sıralar YKS 2025 öğrencileri her yerdelerdi ve harıl harıl çalışıyorlardı (güya) 1 saat çalışmaya 1 saat zevzeklik molası vermeleri beni hiç ilgilendirmez zira;) Sonra onlar gitti yerini öğretmenlik mezunu AGS'ciler aldılar. Onlar daha hırslı daha bir gayretlilerdi. Rakibim olmadıkları için şanslı hissediyordum zira beni çiğ çiğ yerlerdi. O kadar ki kafayı yemişcesine çalışanlar vardı. Ürkütücüydü. Bir ags kurbanı da liseden dostum Bilge'ydi. sınavına 1 hafta kala burada bana eşlik etti. 2021' de YKS' ye birlikte hazırlanmıştık ve 2025' te bambaşka sınavlarımız da olsa yine birlikte çalışıyor birbirimizi motive etmeye çaba sarf ediyorduk. Keyifli bir haftaydı. Tatlıydı, anlamlıydı.. Ama sonra AGS sınavı oldu bitti ve Bilge de gitti. AGS' ciler de. Şimdi yine YKS tayfası geldi. 2026 YKS' ye hazırlananlar. Hayatın toy çocukları. Savrulup bu yola düşenleri. Onların yerinde olmayı isterken bir anda gözümün korktuğunu bilseler ne düşünürlerdi acaba?.. Onların yerinde onlarla olmak isterdim, neyi nasıl yapacaklarını söyleyen, bu yollardan geçmiş binlerce insan var. Yol arkadaşları var. Destekçileri var. Hedefleri ve hayalleri var. En çok da kırılmamış taze umutları var.. 

Çalışma kitaplarına baktığımda türkçe, geometri, paragraf vs görmek çok rahatlatıcı.. Çerez yemek hissi uyandırıyorlar o kitaplar bende. Çok iyi olduğumdan değil ama en azından 10 sorunun 7' sinin zaten çözülebilir olmasından. İnsanın ümidini tazelediğinden, motivasyonunu beslediğinden. Ben öğrendiğim konudan 1 soru çözebilmek için 10 denemeyi gözden geçiriyorum.. Acınası bi haldeyim mi ne? yo yoo yine de onların yerinde olmak istemezdim. Üniversiteye geçmenin bir kurtuluş olduğunu sanmak, kendimi kandırmak istemezdim. Sonra gerçekler nar dalından vurulmuşum gibi hissettirsin istemezdim. Umutlarım tekrar tekrar kırılsın istemezdim. Motivasyon kaynaklarımın tükendiğini ve hatta beni de tükettiğini görmek istemezdim. 

Misal benim çocuğum liseden sonra okumaya devam etmek isterse, çok güçlü gerekçeleri amaçları idealleri olmasını beklerim ben ondan. Her düştüğünde, zaman zaman yıkıldığında tekrar denemesi için yoluna devam edebilmesi için canla başla sarıldığı bir ideali olmalı, bir hayali olmalı, yoksa yol yürünmeye değer değil bilsin isterim. 18 yaşında bi çocuğun böylesi ideallerinin olması da pek mümkün görünmüyo, ideallerini keşfettiğinde üniversite okumasını isterim. Yanımda bi kız paragraf çözüyomuş ve klavyeyle verdiğim savaş onun dikkatini dağıtıyormuş, öyleyse ben de klavyeyle usulca didişirim kavga etmek yerine;) Teşekkürler paragraf çözen kız, bana usulca yazmayı hatırlattığın için.Yazarken kendimi fazla kaptırdığım doğrudur:))

Rabbime şükürler olsun yazmak nimetini bize sunduğu için. Çünkü bu garibim bazı şeyleri yalnızca yazarak çözebiliyo, farklındalıklarım dahi yazmadan anlayamayacağım düzeyde olabiliyor. Issız bir sokaktaki sokak lambası adeta yazmak benim için. Tuş takımıyla seksek oynamak gibi eğlenceli ve heyecanlı da aynı zamanda:) 

Ne diyoduk? Kütüphanenin akışında dipte sürünen taş gibi hissediyo oluşumdan bahsediyoduk sanki, evet öyle. Neyseki bugün son günüm burada. Yarın ablalarım ve veletleri gelecek, curcuna olacağız, en sevdiğim en sevdiğim:)) Sınavıma da şunun şurasında 5 gün kaldı zaten, sonrasında hayatta uğramam bu bir şeyler için sabah akşam masa başında çabalayanların dünyasına. Yani umarım uğramak zorunda kalmam bir süreliğine. Tekrar bu mecraya geldiğimde ve yine dil çalışmam gerektiğindeise yurt dışında dilin önemini öğrenmiş ve benim için kıymetini yükseklere taşımış olurum ve heyecanla, hevesle çalışırım diye düşünüyorum. 

Velhasıl, yine de çok iyi ilerledin be Şeyma. Bir başına düşsen de kalksan da kendi kendineydin. Yine de yılmadın, dayandın. Bu çalışmaların arasına bir tutam Ankara ve Adana da ekledin üstelik. Sosyalliğini dibine kadar besledin, yeni insanlarla tanışıp biraz da onlara güleryüzünü yansıttın. 3 güne 5 ağlama faslı da sığdırdın, bir çorba molası da, sevdiklerinin mezuniyetinde bulunma anısı da.. Çokça anlamlı günlerdi ve sen yine sana yakışanı yaptın büyük oranda.. Helal valla:))

Zorlukların seni yıldırmayıp yalnızca başka kapılar aralama cesaretini tetikliyor oluşunu izliyorum buradan. Bazı yenilgilerin dahi başarmannın önünde engel olamayışını tadıyorum ve koccaman tebessümümle bu satırlara veda ediyorum.

Hoşça bak zaatına:)))

12 Temmuz 2025 Cumartesi

ÇIKMAZLARIN SOKAĞI..


 artık şekersiz içmeye başladım kahveyi, çok düşünüp az konuşuyorum babam gibi..

Yorgunum ve yine kırgınlıklarım üstüme üstüme geliyo. Asla bırakamayışlarım mesla, pes etmeyi bilmeyişlerim.. Bi şekilde her daim devam edişlerim. Yoruyosun be Şeymaa.. Bi dur, bi soluklanalım, bi diz çöküp ağlayalım..

Sabah 5 te uyandım 8 olmadansa kütüphanedeydim. bilinçli olmuyo bu, isteyerek de değil. yalnızca oluyo. Birden uyanıyorum birdn hazırlanıyorum birden yollara düşüyorum birden masa başında çalışırken buluyorum kendimi..

Genç olmakta zorlanıyo yaşlı ruhum. yetişemiyorum peşim sıra. Hep bi nefes nefese ne oluyo bitiyo takip edemiyorum. Sürekli bir şeyleri unutuyorum, o kadar çok şey var ki çünkü.. hangi birine yetişeyim. Bana özgü bişi değil biliyorum, hayat bu. Tam olarak koşuşturmak, yetişememek, yetiştiklerindeyse nefes nefese olmak ve hiçbişi anlamamak döngüsünde gelip geçiyo ve bazen mızıklıyorum ben. Bi dakka yaa ben böyle oynamak istemiyorum diyorum. Arada geliyo bu his, arada vızırdıyorum arada ağlayıp zırlıyorum ama bi şekilde devam ediyorum. 

Ne tuhaf devam etmek istemediğim, pes etmenin soluğunu yüreğimde duyduğum ne çok gün geçti. Geriye sadece koşuşturmalar ve vızırdamalar kaldı. Pes etme gücüm bile yitip gitti. Bulan varsa o gücü, benimle de paylaşabilir mi acaba?..

Buraya bunları konuşmaya gelmemiştim aslında, neler başardığımı kendime hatırlatıp biraz motive olurum, çalışmaya dönerim diye düşünmüştüm. Evet şimdi kesin kendimle gururumu paylaşır ve motive olurum kesin(!). Kesmek demişken, içimden bi ses arada şöyle diyo: 

-KES BE ŞEYMA, YETER KES ARTIK ÜMİDİNİN SESİNİ, Bİ DAMARI OLSA, Bİ TELİ YA DA. BEN KESCEM AMA BULAMIYORUM SENDE ŞU BİTMEK TÜKENMEK BİLMEYEN İYİMSERLİĞİN KÖKÜNÜ. KOPARMAYI ARZULUYORUM ÇOK ÇOK DERİNLERİMDEN. UMUDUN YÜKÜ ÇOK AĞIR, KAMBUR OLDUM ARTIK. TAŞIMAK İSTEMİYORUM BU YÜKÜ..

+NAPABİLİRİM BAĞIMLILIK.. O OLMAZSA YAŞAYAMAM Kİ BÖYLE Bİ DÜNYADA..

- NASIL YANİ, SEN YAŞAYABİLDİĞİNİ Mİ SANIYOSUN BU HALDE?

+ SEN YAŞAYABİLECEĞİNİ SANIYOSUN GALİBA UMUDUN OLMADIĞINDA, OYSA ÖLMEDİYSEM HENÜZ UMUDUMUN YAŞAYIŞINDANDIR. O TÜKENİRSE BEN DE BİTERİM.  ÖTESİ YOK. 

(Böylesi çıkmazlarda bildiğim tek yol: İŞE YARAR OLMAK. Kendim için değilse de başkaları için iyi ki var olabilirim böylece, o yüzden şimdi gidip Filistin için video editleyeceğim..)

23 Nisan 2025 Çarşamba

KIRILGANLIKLARIMIN GÜCÜNE DAİR;


 Gençen hafta bir derste hocamız bir araştırma bulgusu paylaştı bizlerle ve çok ilgimi çekti. Şöyle diyordu araştırma: Elle yazı yazanların, not tutanların klavyeyle yazanlara göre beynindeki nöronlar arası bağlantı kurma sayısı çok daha fazla. Çok ilginç gelmişti, yazı yazmak her türlü yazı yazmaktı sonuçta ama demek ki o harflere verdiğimiz kıvrımlar karakteristik yazma biçimlerimiz neynimizde daha çok sinaptik bağlantı oluşmasını sağlıyordu. Ben de bu yüzden yazmak istediklerimi tercihen önce kağıda aktarıp sonrasında tuş takımına yöneliyorum:))

Asıl konuya gelecek olursak, birkaç gündür "senin güçlü hikayen ne?" diye soruyorum kendime. Bugün de kırılganlığın gücünü araştırdım biraz ve fark ettim ki tüm güçlü hikayelerim en zayıf anlardan doğmuşlar. Evet topraktaki o koca çatlaktan filizlenmiş durmuşum her daim..

"insan gelir, insan geçer; çık hücrenden, ruhun göster" diyor bir şarkı ruhumun rüzgarına fısıldayarak.

 Kırılganlıklara gelecek olursam, herkeste nasıl bilmem ama benim kırılganlıklarım kalbimde ve ruhumda vuku buluyorlar. Kalbimdekilere sevgiyle yer verdiğim insanlar; ruhumdakilereyse kuvvetle muhtemel varoluşsal anlamlandırma biçimlerim sebep oluyorlar. İnsan problemi bir başkasıylayken daha kolay kabullenebiliyor; oysa kendiyleyken problem, ne kabullenebiliyor ne de çözebiliyor. Genelleme yapamam aslında, benim için öyle diyeyim. Dolayısıyla benim gücüm ruhumda oluşan çatlaklardan filizlenmiyor. Oralar biraz çorak topraklar. Kalbim ise, içinde bitmek tükenmek bilmeyen sevgiden midir nedir, incinse de, kırılsa da, paramparça olsa da, yeşermeye her daim güç buluyor. Üstelik Big Bang teorisindeki dünyamız gibi, parçaları daha da, daha da büyük bir alanın yeşermesini sağlıyor. Bunu yalnızca sevgiyle anlandırabilirim. Başka türlüsünü düşünemiyorum. 

 Gönül işleri misal, her seferinde hiç beklemediğim, tahmin dahi edemeyeceğim noktadan beni altüst ediyor. Yine de, yine de hiç sevmekten, ruh eşimi, gönül yoldaşımı aramaktan beni alıkoymuyor bu altüst oluşlar. Hayret ediyorum içimdeki bu güce, bu 'yolda olmak gayreti'me.. İçten içe "Şeyma galiba artık tüm inancını, güvenlini ve umudunu tükettin" diyorum. Ama bir bakıyorum ki, umut edecek, güvenecek, inanacak bir başka şey bulmuşum. Elbette bu, kırılmaların ardından bir başka insana karşı değil de ilgi alanlarıma, yapmayı sevdiğim bir işe, yeni rutinler edinmeye yönelik oluyor. 

 Hatırlıyorum mesela, ilk defa bir erkekle gönül işleri çerçevesinde konuştuğumda henüz 19 yaşımdaydım ve muhabbetimiz bittiğinde bir uzvumu kaybetmişcesine ağlamıştım iki gün boyunca. Üçüncü günde ise, ah yeter be, daha fazla üzülemeyeceğim işim gücüm var, dersimi alır, yoluma devam ederim, deyip hayatıma dönmüştüm. Ben de böyleydim, o zamanlar anlamamış olsam da. Yepyeni bir deneyimdi benim için nihayetinde, başlangıcı değil yalnızca, bitişi de ilkimdi sonuçta ve yaşamış olmanın şükrünü ediyordum içimde bir yerlerde. 

 Ve bu hep böyle oldu, insanlar geldi, insanlar gitti, ben "bana öğrendiklerim kaldı" diyerek yoluma devam ettim. Ağlamadım mı? Ağladım. Sarsılmadım mı? Depremler oluyor depremler şarkısını bile ezberledim. Kalbimin ağrısını duydum, nefes alırken sızısını hissettim. Gel gelelim tüm bunlara YAŞAM'ım dedim, benim yaşamım, bana ait olan, bana özgü YAŞ'AN'MIŞlıklarım.. Bunları bir bilinçten çok bir akışla yaptım, belki de benim bilinç akışımdı bu.

 Zamanla çatlaklarım da, kırıklarım da, köklerim tarafından dolduruldu, hiç fark etmesem de yüreğimin derinliği arttı. Önceden insanlarla ilişkimi yüzeysel tutardım, derinlere inmez, derinlerimi göstermezdim. Daha güvendeydim evet, ama güvenmenin anlamını dahi bilmezdim. Bazı şeylerin kıymeti yitirildiğinde anlaşılır çünkü. Ben de şükür ki bir şeyleri yitirdikçe elimdekilerin, yanımdakilerin, kalbimdekilerin kıymetini bilir oldum. 

 Yakın zamanda çok derin bir dalım kırıldı, köklerime uzanan bir kopuş oldu. Evet sarsıldım, evet yalpaladım. Fakat sonra o dalın yerini dolduran sevgili diğer dallarımı fark ettim, köklerimi hissettim. Meğer tek desteğim sandığım o dal, ha bire zehirli sarmaşıklarıyla beni boğuyor, vitaminimi sömürüyormuş. O gidince bir ufkum açıldı. Arkadaş demek bazen sadece arkadaş demekmiş. Ben ailem sanmışım, ailemiyse hiçe saymışım. O boşluktan bakınca ailemin desteğini, besleyiciliğini, aidiyetini, samimiyetini, güvendeliğini ve sevgisini nicedir yok sanıyormuşum. Meğer yok sayıyormuşum. Kocaman sarıldım. Nihayetinde zehirli de olsa, sarmaşıktan da alınacak dersler muhakkak vardır. 

Hem ne diyor şarkıda? 

Hayat bu kadar mı? 

Bence değil, birkaç sözüm var. 

Biraz senin gibi yıkılmayan duvarları var. 

Bazen esintili, bazen uzak yakınlarım var. 

Ben, ben böyleyim kendi yolumda.


Hoşça bakın efenim zaatınıza:))

Mutmainistan

“MUTMAİNİSTAN” Neresi mi Mutmainistan? Bir ülke değil. Bir durak da değil. Bir varış noktası hiç değil. Mutmainistan, insanın kendin...