4 Ekim 2025 Cumartesi

Göğsümde varlığın ağırlığı


 sizin de yorgunluktan ağlama eşiğiniz var mı, yoksa sadece  ben mi bu kadar kırılganım?

maddi manevi çok yorulduğunuz ama durup içinizi dinlemeye de dinlenmeye de imkanınızın olmadığı zamanlar hani.. bildiniz mi?

hiçbir şeyin sizi dinle(ndir)mediği aksine daha da daha da yoruğu zamanlar..

bahsi geçtikçe gözünüze bir yaş olarak iliştiğinden bir toz zerresinin dahi. 

neden bu kadar yorgunum, çalışmaya başlayalı henüz 2 gün olnuşken??

çalışmanın değil zihnin fikrin ve bazı kabullerin yorgunluğunun üstüne uyum sağlama ve idare etmek konuları da eklenince taşıyamayacağım bir hale geliyor içimde biriken göz yaşları..

dinlediğim şarkı 'Göğsümde varlığın ağırlığı' diye bahsediyor hislerimden. teşekkürler Deniz Tekin, hislerime hemhal olan tınıların için..


19 Eylül 2025 Cuma

yeni deneyimlerce


az önce kulaklığıyla pürdikkat kuran dinleyen abime 'böh!' dedim ve ödü koptu. kulaklığı öyle bi çıkardı ki kafama fırlatcak sandım. neyseki 'kaybol çocuk' demekle yetindi.. saolsun.

bunun ötesinde, bugün ilk defa uluslararası bi kongrede yaptığımız araştırmayı bildiri olarak sundum. ne cesaret bilmiyorum ama 'sunmak isteyen var mı?' dediğinde başvuruyu yapan arkadaş, gönüllü olan bi ben oldum. ilginçtir. ekran maymunu olduğumdan değil üstelik, öne çıkmak gibi heveslerim de yoktur ama 'okey ben yaparım, en fazla nolabilir ki, bunu da deneyimleyeyim' dediğim için . hayata her bişeyi de deneyebilirim gözüyle baktığım için. 

içeriye geçmekten korkuyorum. abimin gözüne görünmeye yüzüm yok bugün. ama balkon çok soğuk. bi kahve içip ayılmalı mıyım, yoksa yatağıma gidip bayılmalı, deliksiz uyumaya mı çalışmalıyım?? kararsızım. 

güya keyif yapcaktım bildiri sunumundan sonra eve gelip. keyif için aburcubur alışverişi bile yaptım. en sevdiğim şey olan şeftalili meyve suyundan da aldım. ama eve gelip sadece boş boş uzandım. telefonla oynadım. rezil bi çocuğum. her konuda. çocuk? bugün 40 küsür yaşlarındaki hocalarla aynı ortamda sunum yaptım ve oradaki görevli kızlar 'hocam' diye hitap edip duruyorlardı. ve biraz onure olmuş olabilirim. saygınlık belirtisi olan 'hocam' diyişler içime işledi çünkü. yine de rezil bi çocuğum kabul etmeliyim ki..

18 Eylül 2025 Perşembe

Bilmem ki.



 üzerimde yüzeysel yaşamanın hafifliği var. derinliklerimin ağırlığını kaldıramayacak kırılgan bir bünyeyle ancak bu kadar..

16 Eylül 2025 Salı

 sizleri çocukluğumla tanıştırmak istiyorum. siz kimsiniz bilmiyorum ama çocukluğumla tanıştırmak istedim sadece:)

2000'lerin çocuğu olmak böyle bir şey değildi ama benim çocukluğumdan geriye neredeyse sadece bu fotoğraflar kaldı..
olsundu.
en azından varlar. bu iki  fotoğraf arasında bi 10 yıl kayıtsız ama olsun:))
ilk fotoğrafta henüz 11 aylığım. ikincisinde ise 11 yaşıımda..
bebekliğimden belliymiş güleryüzlü bir insanevladı olacağım;) çocukken her ne kdar köy muhtarı edasıyla sert bakışlarım olsa da:))

yaşlanmış hissettim çocukluğumu çok uzaklarda hissedince.. aslında kafa yapısı olarak 17- 18 yaşlarıma kadar çocuktum, aklım yetişkinliğin çoğu handikapına ermiyordu. fakat 12 yaşımda bitti sanki benim için çocuk olmak. hakkım oraya kadardı sanki. sonrasında müsaade edilmedi çünkü. tesettüre girdim, taşımam gereken bir sorumluluk yüklendi omuzlarıma, erdemli olmalı, ahlaklı davranmalı ve de ağırbaşlı olmalıydım. bütün bunları isteyerek yaptığımdan emin değilim. öyle olması gerektiği söylendi ve ben de oldum. biraz baskı biraz nasihat, biraz yönlenndirici okumalar derken boyun eğen çocukluğum olgun bir karakter elbisesini giyindi. baya da sahiplendi hatta. sadece kendi başınayken çocuktu, onun dışında diğer çocuklarlayken bile oyun oynamıyordu, oyun oynatıyordu.. bu kıyafet üstüne o kadar sinmişti ki çocukça davranan çocuklar onu rahatsız ediyordu. ortaokul yıllarımda değilse de bu lisede tümüyle böyleydi. hayatı çok ciddiye almıştı 14 yaşındaki şeyma. çünkü ona hep ciddi olunması gerektiği öğretilmişti. diğer her şey çocukçaydı. ve çocukça olan hiçbir şey tasvip edilmiyor, kabul görmüyordu.  kıyamam yaa 12 yaşımdan sonra pek de çocuk olamamışım resmen ben.. 
12 yaşıma kadar köyde büyüdüm. sonra şehir merkezine taşındık. köyümdeki tüm herkes geride kaldı, benimle sadece annem, babam, ablalarım ve abim geldi. oysa benim ailem çok daha fazlasıydı. arkadaşlarım vardı, nenelerim dedelerim teyzelerim amcalarım.. birsürü gönül bağım vardı. sürdü iletişimimzi bir süre daha fakat eskisi gibi değildi, sadece bir ziyaretçiydim artık. torunlarıyla bir tuttukları o çocuk değildim. belki de oydum ama öyle hissetmiyordum. 
hep bi öteki hisseder oldum sonra. merkezde okula başladığımda farklı bir dünyadan gelmiş olmam da ötekinin de ötekisi gibi hissettiriyordu. ben galiba hep hislerimden yaralanmışım..
22 yaşındayım. çocukluğumdan neredeyse 10 yıl uzaktayım..










Bizde gün hep erken ayar

 


Bizde gün hep erken ayar

çocukluğumdan getirdiğim bi alışkanlık bu

ama bana has değil, ailecek böyleyiz. ailemizin en rahatı abim bile saat 5'te uyanıyor. 

bunun nereden geldiğini sorguluyorum istemsizce, çocukluğumdan evet ama neresinden? 

köylü oluşumdan, orada hayatın erken başlayışından mı; babamın bizi askeri düzende yetiştirmeye çalışan bir imam oluşundan mı; yoksa sadece sabahın köründe özgürce televizyon izleyebildiğim için kalkmaya alıştığımdan mı? (sabah 6 da calliou başlıyodu ve onu izlemeye bayılıyodum nedense, o geldi birden aklıma ve kocaman tebessüm bırakıp gitti suratıma:)

ve başka bir perspektif, bugün 5.45 gibi uyandım ve namaz kılıp balkona çıkayım derken; gün ağarmadan hemen önceki o karanlıktaki renk senfonisinin sadece sonuna yetişebildim. içimdeki biyolojik saatimde bazı ayar değişikliklerine gittim hemen, çünkü bu senfoniyi daha çok solumak istiyorum ve biraz daha erken uyanabilirim. bu normal bi kafa değil biliyorum. ama bana uykudan daha tatlı gelen çok ama çok şey var:)) dolayısıyla günüm erken ayabildiği için şükrediyorum. nimetten biliyorum. 

birazdan güneş doğacak, hafiften nazlı nazlı kızıllığını salıyor göğe. o sırada kuşlar grupça gökte salınıyorlar. kanat çırpışlarının rüzgarıma değmesinin bile keyfini sürüyorum. ruhum secde ediyor tüm bunlara, hissediyorum..



14 Eylül 2025 Pazar

Veda..

Vedalar zordur derler

katılmıyorum

zor olanın vedalar değil

veda edememek olduğunu düşünenlerdenim.

özlemek geliyor sonra -Rabbim benim özlem hissimi alıp yerine binbir çeşit duygu durumu vermiş galiba, bilmeziye yazıyo olacağım dolayısıyla-

veda edersek özleyip duracağımızdan mı korkuyoruz? veda etmenin sırasını savıp özlemle yüzleşmekten mi yani? oturtamıyorum. ben veda edeceksem tümüyle ederim. dibine kadar, geride hiçbir şey kalmadığını hissedene kadar, o an vedalaşırım her kim ve neyle vedalaşmam gerekiyorsa. ama bu salya sümük ağlayarak ya da olumsuz duygularda boğularak değil de, güzel günleri yaad ederek, varlığının hayatımdaki kıymetini zikrederek, temas kurarak, içimden geçenleri ifade ederek ve mümkünse ona bir şeyler armağan ederek.. bir şarkı olur, bir sarılmak olur, bir tebessüm en basitinden..

burada bitmez tabii, gelir aklıma, olur olmadık yerlerde, tüm güzellikleri ve hinnikleriyle. yaşamış olmaktan, onunla temas etmiş olmaktan, o zeminde anlam bulmuş olmaktan dolayı şükreder dururum. güzel anları ve anıları yaadeder geçerim. galiba insanlığın geneliyle yol ayrımımız burda. ben aklıma geldiğinde güzel yanlarını hatırlayıp yaşamış olmama şükrederken insanlar olan şey bittiği için hüsrana uğruyor. galibaa??

bilemiyorum, özlemin acısını bilen birileri beni aydınlatırsa sevinirim:))

10 Eylül 2025 Çarşamba

Nasılsın kızım, anlat bana hikayen,..

 

şu sıralar bu şarkı çalıp duruyo içimde:

 https://open.spotify.com/intl-tr/track/2lRsgqTFVi7ALnQxo8uwrI?si=4b4adadeecda498e


kirli beyaz kedi, yıkan gözyaşınla
kurtul anılardan, sarıl yarınlara.. 
diyip duruyo içimden bi ses kendi kendine konuşurken (başkaları girdi tahmin edilebileceği üzere satırlarımın arasına)
günün başından sonuna zaman bükücü satırlarlayım velhasıl.
kurtulmak istiyorum anılardan, iyisiyle kötüsüyle arınmak istiyorum üzerimdeki etkilerinden. beni ben yapan hallerinden memnun olsam da bazılarının mahcubiyetiyle yaşamak zoruma gidiyo.. 
ağlayamıyorum da zaten, tüm eksikliklerim ve fazlalıklarım gözüme gözüme batıyo, gözümden süzülüp akıp gitmek yerine..
içimde bi yara var, kanıyo ve deşmek istiyorum. o yara her neredeyse bulup iyileştirmek istiyorum. müdahale etmek istiyorum ama deştikçe daha da yaralanıyor ve iyileşmeye dair yol kat ettiğimi hissedemiyorum.


deşmeyelim bee, yara zaten dayanamadığı yerde kendisi patlar. patlasın, napayım..

Mutmainistan

“MUTMAİNİSTAN” Neresi mi Mutmainistan? Bir ülke değil. Bir durak da değil. Bir varış noktası hiç değil. Mutmainistan, insanın kendin...